“Bize Altın Tepside Sunulan Yaşamın Kıymeti Sağlıkla Ölçülmelidir.”
Yaşam, seçimler yapılmasını gerektiren durumlarla doludur. Bu seçimlerin bazıları önemsizdir ve hiç çabasız ya da çok az çabayla yapılabilirler. Bazıları ise yaşamlarımızı önemli derecede etkiler ve karar vermeden önce çalışmayı ve inceden ince araştırmayı gerektirir. Ne renk arabayı alacağınıza ilişkin bir seçimin, çocuklarınızı nerede yetiştireceğiniz veya ne tür bir işte çalışacağınız ilişkin seçimlerle karşılaştırıldığında önemini yitireceği açıktır.
Seçim yapma söz konusu olduğunda önem listesinin başında sağlığınızla ilgili konular gelir. Seçenekler arasına baktığımızda hiç bir şey sağlığımızdan daha önemli değildir. Doğru seçimler, ne kadar uzun yaşayacağınızı ve ne kadar sağlıklı yaşayacağınızı belirler.
“Sağlıkta Kendiliğinden İyileşme Klasiği Üzerine.”
Vücudun kendini iyileştirme potansiyeline ilişkin bir bilgi kaynağı olarak değerlendirirsek, sağlığın öyle ya da böyle dışardan bir müdahale gerektiği inancı taşınırken, doğal hijyen savunucuları doğa yasasıyla uyum içinde yaşamanın sonucu olduğu görüşündeler. Söz konusu değişik felsefelerin farklı eylem biçimlerine nasıl yol açtığının bir örneği; Batı dünyasında bilimsel tıbbın odaklandığı önemli konulardan biri, hastalığa yol açan dış etkenlerin tanımlanması ve bunlara karşı silahlar geliştirilmesi olmuştur. Bu yüz yılın ortalarındaki önemli başarılardan biri, antibiyotiklerin bulunması ve böylelikle bakterilerin yol açtığı enfeksiyon hastalıklarına karşı büyük zaferler kazanılmasıdır. Bu başarı, teknolojik tıbbi müdahalelerin bedeli ne olursa olsun işe yaradığına birçok insanı inandırmıştır. Öte yandan Doğu’da özellikle Çin’de tıbbın odak noktası tamamen farklıdır. Doğu tıbbı, hastalıklara karşı içsel direnci arttırarak zararlı etkilere karşın sağlığı korumanın yollarını araştırmıştır. Çinli doktorlar, vücut üzerinde bu tip tonik etkileri olan birçok doğal madde bulmuşlardır. Batılı yaklaşım bize uzun yıllar hizmet vermiştir, ancak faydasının uzun vadede kalıcı olması şüphelidir. Silahlar tehlikelidir; hem geri teperek kullanana zarar verebilirler, hem de düşmanın saldırganlığının artmasına neden olabilirler.
Nitekim tüm dünyadaki enfeksiyon hastalıkları uzmanları, artık tedavi edilmeyen dirençli organizma felaketiyle yüz yüzeler. (Harvard Tıp fakültesinin yayını olan “Cilinical Research News for Arizona Phsysicians makalede” Antimikrobiyal Maddelere Direnç: Yeni bir felaket mi? Başlıklı makale). İşte makaleden bir alıntı: “Her ne kadar antimikrobiyal maddeler 20. yüzyılın “mucize ilaçları” ilaçları olarak tanımlandıysa da, araştırmacılar ve klinik uzmanları ilaçlara karşı gelişen mikrobiyal direncin önemli bir klinik sorun haline geldiğinin artık iyice farkındalar. Bu konuda değişik çözümler öneriliyor. İlaç endüstrisi, mevcut direnç sistemlerine daha az duyarlı yeni maddeler geliştirmek için girişimlerde bulunuyor. Ancak öyle görünüyor ki, organizmalar hızla yeni direnç sistemleri oluşturuyorlar. Hastanede yatan hastalar açısından, enfeksiyon kontrol kurallarına mutlaka sıkı sıkıya uyulmalı. Sağlık sektöründekiler antimikrobiyal direnci, bütün yatan hastalar için geçerli, hastalık seyrini doğrudan tehlikeye atabilecek, giderek büyüyen bir sorun olarak görebilmeliler.” Gerçekten de antibiyotikler hızla güçlerini kaybediyorlar. Bazı enfeksiyon hastalıkları uzmanları ,antibiyotiklere güvenemez hale geldiğimizde durumun ne olacağını düşünmeye başladılar.! Öte yandan Çin tıbbındaki toniklere karşı her hangi bir direnç oluşmaz, çünkü bu maddeler organizmalara karşı etki göstermek (ve dolayısıyla evrimleşmelerine yol açmak) yerine vücudun savunma sistemleriyle beraber çalışırlar. Söz konusu maddeler, bağışıklık sistemi hücrelerinin etkinliliklerini arttırarak, hastaların sadece bakteri enfeksiyonuna değil, her türlü enfeksiyona karşı dirençli olmalarına yardımcı olurlar. Oysa antibiyotikler yalnızca bakterilere karşı etkilidir; virüslerin yol açtığı hastalıklarda işe yaramazlar. Batı tıbbının viral enfeksiyonlara karşı yetersizliği, AIDS’i etkileyememesinden bellidir. HIV ile enfekte olmuş kişilerde, Çinlilerin bitkisel tedavileri çok daha umut vericidir. Batı’daki güncel antiviral ilaçların aksine, bu tedavi zehirli değildir.
Tedavi dışardan gelir; oysa iyileşmenin kaynağı içerisidir.
Kendiliğinden iyileşme, sık oluşan bir olaydır, hiç de ender değildir. Nedense kanserin kendiliğinden gerilediği durumlara hayret ederiz de, yaraların iyileşmesi gibi iyileşme sisteminin daha sıradan etkinliklerine yeterince ilgi göstermeyiz. Aslında esas olağanüstü olan, iyileşme sisteminin gündelik çalışmalarıdır. Potansiyelimizi arttırmak için yaşam biçimimizin nasıl değiştireceğimizin yanı sıra, gıdalar, çevresel toksinler, egzersiz, stresin azaltılması, vitaminler ve tonik bitkiler gibi sağlığınızı etkileyen diğer unsurlara da yer veriliyor. Ayrıca, doğal iyileşme gücünüzü arttırmak için yaşam biçiminizi kademeli olarak değiştirmeye yönelik programlar paylaşacağız.
“İbn-i Sina Yolunda Sağaltımlar.!”
İnsanlık tarihinde atalarımızın hastalıkların tedavisi ve sağlığın korunması konusunda doğal/geleneksel yöntemleri yaşamları boyunca test ettiklerini ve bundan çıkarımda bulunduklarını görmekteyiz. İbn-i Sina gibi alimlerimizin şifalı reçeteleri kendinden sonra yüzlerce yıl Avrupa tıbbında kullanılmıştır. İbn-i Sina'nın 500 yıl önce yaptığı reçeteleriyle şifa dağıtılmıştır. Bu nedenle geleneksel tedavilerin bir bölümünün sağlığın korunmasında ve hastalıkların tedavisinde yarar sağlayabileceği ile ilgili bulgular değerlendirilmiş ve tıbbi tedavinin içine dahil edilmiştir. Bilimsel çalışmalar geleneksel yaklaşımların yararı ile ilgili daha fazla kanıt sunmaktadır. Sağlıklı yaşamda doğanın gücü ve doğal terapiler önemlidir.
Kam kültürü ve bakış açısı;
Tarihten günümüze özünde birçok mistik pratiği ve sağaltım gücünü geliştiren otacı. Şifacı, kam’lık.
Kadim bir inanç sistemi olan, bulunduğu coğrafyalarda ve Türk coğrafyalarının da yaşam biçimlerini etkilemiş ruhani bir öğretidir.
Şaman/Baksı/Bahşı ve Türkçe tanımıyla Kam; mistik bilgeliğin, hekimliğin, dini ritüellerin ve tedavi ediciliğin sembolüdür.
Geçmişte yaşanılan ve kültürümüzde yer yer uygulana gelen, hastalıkları sağaltmak için, yağmur duasına çıkmak, nazara karşı tütsü yakmak, dua etmek, hayvanları ve doğayı korumak ve çoğaltmak, kurşun dökmek vb. bir çok yetiye sahip inanç, kültürle sağaltım ritüel uygulamaları. Şifa vereceğine inandığı için iyileştiğini iddia eden insanların kadim kültür, yaşam tarzları.
Kam, doğa’nın öğretisi ile doğa ve insan ilişkisini yansıtan ve doğanın şifa veren gücünü yaşayan ve yaşatan otacı olmalıdır. Bu tutkuyla doğadayız ve şifacı kam olma yolundayız...
Şifanın uyumdan ve sindirimden geldiği gerçeği üzerine; Ayurveda
En eski tıp bilgisi ayurveda, kökeni 5000 yıl öncesi Hindistan kültürüne dayanır ve kelime olarak ta yaşam bilimi demek olan kadim ayurveda tıp yaşam tarzı ile, fiziksel ve bedensel bütünlüğümüzü dengede tutmak ve vücudunuzda yapacağınız detoksla hayatınızın en muhteşem çağını yaşamaya hazır mısınız.?
Ayurveda’nın amacı, doğa ile uyumlu yaşamak ve bedeninizdeki doğal dengeyi sağlamanız için doğal terapiler önermektedir.
Modern tıp sistemi ışığında, kadim bilgilerle bir sağlık köprüsü inşa ederek, yaşam tarzı değişiklikleri, nöro-adaptasyon, bağırsak beyin ilişkisi ile vücudumuzun sahip olabileceği en iyi haline gelmesi için, şifacılık bilimi ışığında;
1- “HASTALANMADAN YAŞAMAK İÇİN” bedeninizde detoksla bahar temizliği yaparak, toksinlerden arınmakla başlayarak, doğal ve doğru bilgi yöntemleri öneriyoruz.!
Sağlığınızla ilgili problem yaşıyor olabilirsiniz.?.!
2- “KENDİLİĞİNDEN İYİLEŞME” ideal sağlığınızı bozan ve kökeni uzun bir geçmişe dayanan davranış ve kalıplarınızı nasıl değiştireceğinizin yollarını gösterirken, bedeninizin iyileşme sistemini korumak için kullanabileceğiniz vitamin mineral ve çeşitli şifa veren bitkilerin kullanılması ile doğal çözüm önerilerimiz olacaktır bunlar:
Şifacılık ve Ayurveda bilgileri bilgi verme amaçlıdır. Doktorunuzun tedavisi ve tavsiyesi yerine geçmez. Her yeni egzersiz ve diyet programında olması gerektiği gibi sağlık durumunuza uygunluğu doktorunuzun tarafından onaylandıktan sonra başlanmalıdır. Beslenme gereksinimleri yaşa, cinsiyete, sağlık durumuna, ilaç kullanımına bağlı olarak kişiden kişiye değişir. Bu program kesinlikle hamileler ve emziren anneler tarafından uygulanmamalıdır.
Bilge Han Çetinkaya